Değişen ben miyim yoksa onlar mı?

Ozan Arif’in bu isimde bir şiiri var. Zat-ı alileri derdini meramını o şiirde anlatmış. Ben de aynı başlıkta kısa bir hikayeyle değişenin kim olduğunu soracağım. Cevap vermek ise fikri hür vicdanı hür olan insana kalmış.

Vaktiyle Mehmed Efendi diye bir adam varmış. Bu adamcağız begonyaları çok severmiş. “Caddelere sokaklara bol bol begonya dikmek lazım gelir” dermiş. Begonya çiçeği konusunda eşiyle dostuyla kavga edecek derecede tutkunmuş begonyalara. Onun begonyalara olan bu sevgisi diğer insanları da begonyalar üzerine düşünmeye sevk etmiş. İşte o insanlardan Ahmed Efendi de Mehmed Efendi’nin begonya sevgisini takdir eder hatta ve hatta belki onun kadar olmasa da begonyaları severmiş. Ve her fırsatta “Begonyalar güzeldir. Kuşkusuz Mehmed Efendi doğru söylüyor.” dermiş. “Ben Mehmed Efendi’yi seviyorum. Onun yanındayım!” dermiş.

Gün gelmiş Mehmed Efendi begonyaları sevmemeye başlamış. Hatta olur olmaz “Kim ekti lan bu begonyaları? Bir daha bu sokaklarda begonya görmeyeceğim. Tamam mı lan? Anladınız mı? Başlatmayın begonyanızdan!” diyecek kadar kaba ve küstah da olmaya başlamış. Bunun üzerine Ahmed Efendi de “Mehmed Efendi yanlış yapıyor. Ben onun yanında değilim.” demeye başlamış. Bunun üzerine Ahmed Efendi’nin çevresi ona “Yahu sen Mehmed’in yanındayım demez miydin? N’ooldu şimdi n’ooldu?” falan gibi laflar edip onu yargılamaya başlamışlar.

Nitekim, niceliğin niteliğe galip geldiği bu ahir zaman dünyasında değişen; ihanet eden, pekala tükaka olan Ahmed Efendi olmuş. Esasen kendisi Mehmed Efendi’nin aksine halen “begonyalar güzeldir” demekteymiş ama nafileymiş.

Eh! Değişen Mehmed Efendi midir yoksa Ahmed Efendi mi?

changing

 

Reklamlar
Standart

mit mistişirliği sisyil iğ bildirgisi

Trollİnternet trollcülüğünün yeni kekleme aracı. Güncel bir sazan.avi durumu. Maalesef berner konvansiyonu geyiğinde olduğu gibi yine epey insan tarafındanpaylaşılıyor. Aman efendim pardon! Paylaşılmıyor, aynen kopyalanıp yapıştırılıyor. Bir de böyle bir şartı var çünkü bu meretin. Durun hele tam metnini paylaşayım:

” MİT Müsteşarlığı Sosyal Ağ Bildirgesi : Facebook’un güvenlik açığından ötürü hesabım üzerinde bulunan tüm verilerimin (IP,fotoğraflarım,paylaşımlarım vs.) çarpıtma yolu ve yasa dışı bir şekilde sahte kişilerce kullanılmasından ve doğabilecek tüm zararlardan ilgili Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince Facebook sorumludur. Bu hesabımdan başka bir hesabım olmadığını bildirir ve gereğinin buna göre yapılmasını tarafınıza arz ederim.
NOT:Paylaşmayın .Kopyalayip durum bildirgesi olarak yapıştırın.


Metin zaten başlı başına ironik, ama nedense biri de çıkıp demiyor ki aga bu nedir? İşin enteresan tarafı bu metni facebook’ta duvarına kopyalanlar gerek yaş olarak gerekse eğitim seviyesi olarak çok geniş bir skalaya sahip.

Bir de paylaşmayan ama “ulan acaba” diyenler var. “Neyse ya şimdi trollüyorlarsa komik duruma düşmeyelim” diyerek virajı son anda alanlar var. Emin de değiller hani 🙂

Metinle ilgili detaya girip eleştirmek bile komik olacak diye bi şey söylemek istemiyorum ama şunu söylemeden edemeyeceğim. Abi Mit Müsteşarlığı diyor ya! Ulan hadi kendinizi geçtiniz de Mit Müsteşarlığına nasıl kıydınız.. Yani baya baya ciddi bir kurumdan söz ediyoruz. Düşünsenize MİT böyle bir bildirge yayınlıyor ve facebook hesaplarında paylaşılması gerekiyor 😀 (Düşündü!)

Neyse efendim çok uzatmadan kendi bildirgemi yayınlıyorum ben de!

Benim yazdığım yazılardan kesinlikle ben sorumlu değilim. Tabi ki de Winston Churcill, Hasan Celal Güzel ve Madagaskar Penguenleri sorumlu.  Yargılandığım taktirde suç unsurları tahakkuk etmediğinden zırt yasasının bilmem ne maddesine binaen de kendimi beraatimi isterim.

Al işte dayıya sor:

Bunu kopyalayıp yapıştırmayın ama.. Paylaşın 😉

Çav,

Standart

Gardiyan Osman

Bu Osman. Gardiyan Osman. Nam-ı diğer Pezevenk Osman. Pardon filmindeki bir karakter.

şişme pezevenk osman

“Ne dedikleri önemli deeel, parayı versinler ne derlerse desinler. Ben artık haysiyet takılmıyom olum, maddiyat takılıyom.” diyen şahsiyet.. Gardiyan Osman nah yukarıdaki sahnede  bu repliği dillendiriyordu.

Gardiyan Osman pisliğin teki ona şüphe yok. “Böyle şeyler ancak filmlerde olur” önermesini boşa çıkaracak kadar da gerçek. Soru şu: “Aman ağzımızı bozmayalım, argoya kaçmayalım” kaygısıyla,  sözümona mesaj içerikli film çekmektense malı olduğu gibi gösterdiği için Ferhan Şensoy mu tükaka? Yoksa “aman ne derler?” diyerek gdo’lu karakterler sunanlar mı? Cem Yılmaz cevap versin: vidyo

Ya da mesela..

Gardiyan Osman’ı izlemek, ondan bahsetmek mi sakıncalı yoksa bizatihi Gardiyan Osman olmak mı? 

bilen bilir bilmeyen öğrenir

Pardon, Ferhan Şensoy abinin film anlamında belki de başyapıtıdır. Yaşanmış, tirajı komik bir hikayeyi anlatır. Kimine göre +18’dir. Ağır mizah içerir. Vurur gol olur. Zoruna giden izlemesindir.

bilen bilir bilmeyen öğrenir
 

müsait bi yerde entelijansiyası

2047, kırşehir

Standart

bi şiir (paylaşım)

türkçeye eski başbakan bülent ecevit tarafından çevirilmiş. bu şiirde okuyana ve dahi anlayana ne nimetler vardır..

bu şiiri üniversite son sınıftayken bize okuyan, teoriyi yeri geldiğinde kenara bırakıp hayattan bahseden hocamız prof. dr. yaşar uysal’a da selamlarımız olsun..


eğer

eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde ‘dayan’ diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

yeryüzü ve üstündekiler senindir

ve dahası

sen bir insan olursun oğlum…

 

Rudyard Kipling
Standart

islam dindir, satamazsın

islam bir din, allah’a ait. üzerinde hak iddia edemezsin.

din-i mubin-i islam’dır. ekleyip çıkaramazsın, şekillendiremezsin.

sen oyna tiyatronu. yine oyna da! islamı temaşaya konu edemezsin.

islam bir din; galip olan allah korur, mağlup edemezsin.

ticarete konu değil! islam dindir, satamazsın.

Standart

müsait bi yerde

bismillah,

blog yazmak fitness gibi, “başlayacağım” diyip başlanmıyor. önce müsait bi yer bulacaksın, müsait bi zaman.. kendine de olsa anlatacakların olacak ki başlayacaksın.anlatacaklarının yüksek ehemmiyette yahut fevkalade anlatılar olmasına gerek yok. nihayetinde önemli olan müşteri memnuniyeti değil. belki bu yüzden blog kelimesinin önüne “kişisel” kelimesi konduruluveriyor.

bu yazı adamakıllı kendimeydi. nitekim adı da “kendime yazılar” olacaktı ya mahfi eğilmez reisin blogundan arak yapmak hoş olmazdı. blogun adı ne ise ilk yazının adı da o olsun madem: müsait bi yerde!

Standart